ŞEMSİ DENİZER
1951 yılında Zonguldak’ta
doğdu.
Gelik Özel İlkokulu’nu bitirdikten sonra Kilimli Orta Okulu’nu, aynı yerde lise
öğrenimini bitirdi.
1970 yılında, henüz öğrenci iken, Ereğli Kömür İşletmeleri Gelik Ocağı’na
kazmacı yedeği olarak giren Şemsi Denizer, iki buçuk yıl süreyle tabancı,
lağımcı, rambleci olarak çeşitli sanatlarda çalıştı.
Askerlik görevini 1974’te tamamladıktan sonra Genel Maden-İş Sendikası’nda büro
işçisi olarak çalıştı.
1976’da yeniden Gelik İşletme Müdürlüğünde işbaşı yapan Denizer, yevmiyeli hesap
memuru oldu. Bu sırada açılan Topoğraf kursuna katıldı ve Topoğraf olarak aynı
işletmede görev aldı.
1 Mayıs 1983 yılında yapılan 1. Olağan Genel Kurulda Araştırma Sekreterliğine,1986’da yapılan 2. Olağan Genel Kurulda Genel Başkan Yardımcılığına seçildi. 4 Temmuz 1989 günü Yönetim Kurulu kararıyla Genel Başkanlığa getirildi. Aynı yıl yapılan Genel Kurulda Genel Başkanlığa seçildi.
1992 yılında Türk-iş
Genel Sekreterliğine seçilen Denizer, 1995 yılında da yeniden aynı göreve
seçildi. 6 Ağustos 1999 günü açılışı yapılan GMİS 6. Olağan Genel Kuruluna tek
aday olarak giren Denizer, aynı günün akşamı evinin önüne kurulan hain pusuda
katledildi.

“BEDEL ÖDERİZ”
Denizer, “Biz halkımızın, işçimizin çıkarları için mücadele ediyoruz. Bedel
ödemekten korkmuyoruz. ” Bu bedeli Öderler”, ifadesini kullananlar; kendilerinin
de bu bedeli ödeyeceğini bilmeli.
...Sendikacıların fedakarlık yapmak gibi,geri adım atmak gibi hakları olmadığını
hükümet görmeli. Bu olay, Türkiye’nin bütününü ilgilendirir, şakası yoktur. Bu
olayda sendikacılar, halkının yararı için gereken tedbirleri almak zorunda.
Türk-iş yönetim kurulu, bu sorumluluktan kaçamaz. Önde bulunan sendikacıların,
başta Türk-iş yöneticilerinin korkmaya hakkı yoktur. Korkuyla halka zarar
verilecekse, bu görevlerde bulunmamalıyız. Halkın çıkarları ve mutluluğu için
her türlü mücadeleyi, her türlü cezayı göze almalıyız. Siyasiler de , hükümet de
buna göre tavrını belirlemelidir”. ( 4 Ağustos 1999, Türk-İş Başkanlar Kurulu)
Denizer; “Hayal peşinde değiliz. Olmayacak şeyler istemiyoruz. Olması
gerekeni istiyoruz.
Yanlış anlaşılmasın, istiyoruz dediysek, kimseye el avuç açmış da değiliz.
Kimseden bağış ve kıyak beklemiyoruz. Sabırlıyız ve kararlıyız, hakkımızdan
vazgeçmeyiz. Hak verilmez alınır diyerek yola çıktık. ONLAR VERMEYECEK BİZ
ALACAĞIZ!” (16 Ağustos 1990, Genel Maden İş Gazetesi’nde Başyazısı)

Denizer; “Son zamanlarda özellikle terörün hedef seçtiği insanlar aydın
ve seçkin kişilerdir. Bu insanların katledilmesinin arkasındaki amaç bellidir.
Biz bu oyunu gördük. Terörün bizi nereye götürmek istediğini biliyoruz. Ancak
terör hedeflediği amacı gerçekleştiremeyecektir.
Değerli bilim adamı Muammer Aksoy ve Çetin Emeç’e sıkılan kurşunları, ülkemiz
demokrasisine, özgürlüğümüze ve barışa atılmış kurşunlar olarak görüyoruz.” (15
Mart 1990 Emeç Cinayetine tepki)
“BİZ KENDİMİZİ FEDA ETTİK”
Denizer; “Biz kendimizi çoktan feda ettik. Ama, çoluk çocuğumuzun
geleceği var. Onlar da okuyacak, yetişecek, yöneten olacaklar.. Daha önce de
söyledim. Bize baskı, tehdit sökmez. Ben insanca yaşayarak, onurumdan taviz
vermedim. Namusuma hiç leke sürdürmedim. Maden işçisinin, Türkiye işçi sınıfının
onuruyla kimse oynayamaz.” (30 Kasım 1990 Gazete Başyazısı)
Denizer; “Üşüyeceğiz, hasta olacağız, belki de öleceğiz ama onurumuzu
kimseye çiğnetmeyeceğiz. Biz madenciler çok sabırlıyızdır. Kararlı adımlar
atarız. Başladığımız da sonunu getiririz.” (30 Kasım 1990 Gelik- Grev Açılışı)
Denizer; “Şimdi soruyorum. Kazanmak için direnmekten başka çare var mı ?
(YOK)
Kararlımısınız? (KARARLIYIZ)
Gerekirse Ankara’ya yürümeye hazır mısınız? (HAZIRIZ)
Benden işaret bekleyin. İşçiler durur. Bunu görecekler.”(30 Kasım 1990 Karadon
Grev Açılışı)
Denizer; “Ya hakkımız gelecek yada Ankara’ya gidip alacağız. Bu bir ekmek
kavgasıdır. Bizim insanımızı,Köylümüzü kentlimizi hiç kimseye mahkum edemez.”(11
Aralık 1990 sendika camından)
Denizer; “Bizim işçimizin, Zonguldak halkının verdiği mücadele sadece
ekonomik değildir. Biz İnsan hak ve özgürlüklerine dayalı bir toplum düzeni
istiyoruz. Bizim mücadelemiz bu yönde.” (10 Aralık 1990 Ankara İ. Hakları Ödül
Töreni)
Denizer; “Sizler altın harflerle tarih yazıyorsunuz. Sizi çok seviyorum.
Saygı duyuyorum. Kutluyorum. Sesinizi dünyaya duyurdunuz.”(12 Aralık 1990
Sendika camından)
“Biz gücümüzü işçiden alırız. Emekten, halktan alırız. Rantiyeciden, iş
adamından,siyasetçiden değil. Biz siyasetçileri yönlendiririz. Bugüne kadar bu
hep böyle olmuştur. Davamızın, meselelerimizin arkasında durmuşuzdur.
Problemlerin, çıkarcıların dimdik karşısına dikildik. Bundan gurur duyuyoruz.
Biz işçiye hizmet ediyoruz.”(12 Ekim 1997 Olağanüstü Genel Kurul)
Denizer; “Siyasetçinin yalan söylemediği bir Türkiye ‘de sorunlar
çözülmüş olur. Kimsenin yaptığı yanına kar kalmamalıdır. Başkasının istediği
gibi değil kendi istediğimiz gibi davranmalıyız. Kendi yanlışlarımızı
görmeliyiz.”(3 Temmuz 1998 Üzülmez Ziyareti)
Denizer; “Susurluk kazası, Türkiye’de yıllardır. Belirli çetelerin, silahlı
aşıretlerin devletimizi eli geçirme girişimlerinin ve bazı siyasilerin,
devletimizi kendilerinin ve yakın çevrelerin kişisel çıkarları için kullanma
çabaları ip uçlarını ortaya çıkarmıştır.
...Halkımız, bu olayla birlikte ortaya çıkan, kirli ilişkilerinin çözülmesini,
suçluların biran önce hak ettikleri cezalara çarpıtılmasını beklemektedir.
...Halkımız ve Türk-İş temiz bir toplum ve siyaset beklentisini yitirmek
istememektedir.” (29 Eylül 1997)
Denizer; “Zonguldak’ı ve Türkiye’yi bu hale sürükleyenler,milliyetçilik
lafını hiç ağzından düşürmeyenlerdir. Böyle milliyetçilik olur mu ?
Halkını,ülkesini sevmeyen milliyetçi olabilir mi? Onlar olsa olsa IMF’nin Dünya
Bankası’nın maşası olurlar.”(6 Ağustos1999 Genel Kurul Açılışı)