Taşkömürü
Gerçeği Ve Türkiye
Sendikamız Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü
Turhan Oral tarafından kaleme alınan Taşkömürü Gerçeği ve Türkiye kitapçığı,
Türk-İş Eğitim Yayınları kapsamında yayınlandı.
Türk-İş tarafından basılan kitapçık, diğer eğitim yayınları ile birlikte
konfederasyona bağlı sendikaların Genel Merkezlerine ve Şubelerine de
gönderildi. Kitapçıktaki bazı bölümleri yayınlıyoruz.
Türkiye’de Taşkömürü
1993 yılı sonu itibariyle dünya rezervi 522 milyar 351
milyon ton, Türkiye rezervi ise 1 milyar 126 bin tondur. Türkiye’de
taşkömürünün, kalite ve rezerv üstünlüğüyle sadece Zonguldak’ta bulunduğu
biliniyor.
Taşkömürü ve Zonguldak:
Zonguldak 1811’da küçük bir mahalledir. Çaycuma bucağının
Gaca Köyü’ne bağlıdır. 1848’den itibaren kömürle birlikte büyümeye başlar.
1899’da ilçe merkezi kurulur. 1924’de il olur.
1854-55
yıllarında Kırım Savaşı sırasında Havzayı İngilizler işletir ve müttefikleri
Fransızlarla donanmanın kömür ihtiyacını karşılarlar.
1870
yılında yabancı şirket sayısı artar, üretim 65 bin tona, 1875 yılında 172 bin
tona çıkar.
1890’da
Fransız, Belçika, Alman ve İtalyan şirketleri havzaya yerleşir. 1896 yılında,
uzun yıllar Zonguldak’ta kalacak olan Fransızların “Ereğli Şirketi Osmaniye”si,
mühendis ve teknik elamanlar getirir, 1970 yılına kadar sözleşme yapar. Demir
yolları ve limanlar kurar. Bu dönemde Havza’da Ruslar ve yerli Ermenilerle,
Rumların Şirketleri de vardır.
Dünyada
kömürün öneminin artmasıyla Zonguldak Kömür Havzasında 1907 yılı üretimi 736
bin tona, 1911 üretimi 904 bin tona ulaşır.
Üretim ve ihracat artarken sadece Zonguldak ve çevre
köylerden değil yakın illerden gelen insanlarla Zonguldak’ta büyür.
Gelişmiş Emperyalist ülkelerin gözü Zonguldak’tadır. 1914
yılında 1. Dünya Savaşı ile birlikte Almanlar Kömür Havzasının yönetimini ele
alır. Bir Alman albay, Harp Akademisi Merkezini yönetir. Fransızlar Havza’dan
ayrılır. 1914 üretimi 625 bin tona düşer. Rus donanmasının baskısıyla 1917 yılı
üretimi 160 bin tona kadar geriler.
Birinci
Dünya Savaşının galipleri arasında yer alan Fransızlar, sermayelerini korumak
bahanesiyle Zonguldak Merkezini işgal ederler. 1921 de işgal kalkar. Bu dönemde
Merkezi İstanbul’da bulunan “İtilaf Kuvvetleri Kömür Komisyonu” Havzanın
idaresini ele almıştır.
Türkiye
Cumhuriyeti ve Taşkömürü
Kurtuluş Savaşını gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyetinin
yeni kadroları da Zonguldak’ın önemini bilmektedir. 28 Nisan 1921’de, gerekçesi
Büyük Millet Meclisi Reisi M. Kemal tarafından imzalanan kanunla, Havzadaki
mevcut kömür tozları, işçinin umumi menfaatlerine kullanılmak üzere satılır.
Mecliste kanun hakkında konuşan İktisat Vekili Mahmut Celal Bey (Bayar) in
söyledikleri dikkat çekicidir. Celal Bey şunları söyler. “Mademki evvelce hiçbir şey yapılmamıştır, şimdi bunun tanzimine
sayediyoruz, yalnız pek ufak bir şeyi kendilerine lütfetmekle onları teşvik ve
terkip etmiş olacağız. Bunun Meclisi alinizden kabulünü rica ediyorum”
Büyük Millet Meclisi, 10 Eylül 1921’de 151 sayılı Ereğli
Havzayi Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanunla, iş ve işçilik
haklarını teminat altına alır.
Kurutuluş
Savaşına kadar, dünyanın değişik ülkelerinden gelen işletmecilerin baskısı ve
zulmü altında, açlık ve yoksulluk içinde çalıştırılan yöre insanı, ülkesinin
nasıl talan edildiğini görmüş ve bu ulusal bilinçle Kurtuluş Savaşına destek
olmuştur.
Cumhuriyetin yeni kadroları da Meclisin açılışıyla
beraber maden işçisine ve yöre insanına sahip çıkarak, sanayinin teminatı olan
taşkömürü üretimini artırabilmenin arayışı içine girmişledir. Cumhuriyetin
ilanından önce Zonguldak’ta düzen oluşturmuşlardır.
Cumhuriyetle birlikte havzaya yeni bir heyecan gelir.
1924 yılında Maden Kömürü İşletmeleri Türk Anonim Şirketi kurulur. Diğer
şirketler de, idari ve teknik yönden denetim altına alınır. Çalışan sayısı
artar, üretim artar ve 1926’da kömür üretimi ilk kez yıllık 1 milyon tona
ulaşır.
1927-31
yılları arasında 70 teknik mühendis yetiştirilir. 1929 yılında İş Bankası
sermayesi ile Kömür-İş adıyla bir müessese kurulur. Bu şirket Kozlu ocaklarını
işletir. 1935 yılı üretimi 2 milyon 300 bin tona ulaşır.
Bu süreçte devlet Zonguldak Kömür Havzasıyla yakından
ilgilenir. 1896’da kurulan ve 1970 yılına kadar sözleşmesi bulunan en büyük
kömür şirketi olan Fransızların Ereğli Şirketi 1937 yılında devletleştirilir.
Liman, demiryolları ve kömür ocakları ETİBANK’a geçer.
Koklaşabilme özelliğiyle sadece Zonguldak’ta bulunan
taşkömüründen en etkin bir şekilde faydalanabilmek için 1937 yılında Karabük
Demir Çelik Fabrikası kurulur.
İkinci Dünya Savaşı ile birlikte taşkömürü üretimini daha
sıkı bir kontrole alan devlet, 1940 yılında çıkartılan bir kanunla bütün kömür
ocaklarını satın alır ve ocaklar iktisadi devlet teşekkülü olan Ereğli
Kömürleri İşletmesi’ne verilir. Bütün yerli ve yabancı şirketlerin faaliyetleri
sona erer. Türkiye’nin en önemli doğal kaynaklarından birisi olan taşkömürleri
artık kamunun malıdır.
Büyüyen
Zonguldak ve Gelişen Türkiye
28 Şubat 1940 yılında yayınlanan bir kararname ile
Zonguldak Kömür Havzasında “İş Mükellefiyeti Müdüriyeti” kurulur. Görevli
memurlar, muhtar aracığıyla köylerden işçi toplar. Maden ocaklarında çalışmak
istemeyen kaçakları bulmak için de Tahkimat Komutanlığı kurulur. Baskı
uygulaması 1948 yılına kadar sürer.
Satılabilir
kömür üretimi 1941-48 yıllara arasında yılda 2 milyon 125 bin ton ile 2 milyon
670 bin ton arasında değişir. Sadece 1942 yılında 1 milyon 814 bin tona düşer.
Sonuç, baskıyla amaca ulaşılmadığını gösterir.
Karabük
Demir-Çelik Fabrikasından sonra 1948 yılında Çatalağzı Termik Elektrik Santralı
kurulur.1960 yılında, daha gelişmiş bir teknolojiyle, ikinci Demir-Çelik
Fabrikası Ereğli’ye kurulur. Bunu Filyos Ateş Tuğla Fabrikası, Bartın Çimento
Fabrikası ve diğer irili ufaklı fabrikalar izler. Zonguldak, ülke sanayisinin
can damarı olur.
Ülkemizin
kömür ihtiyacı arttıkça, maden ocaklarında çalışan işçi sayısı artar. Zonguldak
büyürken Türkiye hızla gelişir. Başlangıçta zorla da olsa zamanla, madencilik
Zonguldak ve yöre insanının vazgeçemeyeceği bir meslek olur.
Tek parti döneminde, özellikle mükellefiyet uygulamasında
müthiş baskı gören yöre halkı bunun faturasını CHP’ye keser. 1950-54 ve 57
seçimlerinde Zonguldak Demokrat Partiye oy verir. Sendikanın Kurucularından ve
zamanın Genel Başkanı Ömer Karahasan Kurucu Meclis’te olmasına rağmen Zonguldak
halkı 1961 Anayasası’na da “Hayır” der.
1961
Anayasası’nın getirdiklerini yaşamında görmeye başlayan yöre halkının siyasi
tercihi de zamanla değişir. 1973’de toparlanan CHP, 1977 de AP’nin önüne geçer.
Bu
süreçte kömür üretimi de 1950’de 2 milyon 830 bin tondan başlayarak 1958 de 4
milyon 75 bin tona yükselir. 1950-56 yıllarında alınan 103.5 milyon dolar
Marshall Yardımı ile yapılan yatırımlar üretime yansır. Baskının başaramadığını
demokratik süreç başarır. Zonguldak ile birlikte Türkiye’de büyür ve gelişir.
Zonguldak
maden ocaklarındaki üretim miktarı, siyasetçinin yani yönetenlerin gösterdiği
ilgiye göre değişmektedir. 1959 yılının istikrarsız Türkiye’si hemen
Zonguldak’ta kömür üretimine yansır.
1959;
3 milyon 940 bin ton, 1960; 3 milyon 653 bin ton, 1961; 3 milyon 773 bin ton,
1962; 3 milyon 893 bin ton üretim gerçekleşir.
1963
yılında Çalışma Hayatının yeniden düzenlenmesinin getirdiği moral ve 1961-63
arasında kullanılan 14.5 milyon dolar Development Loan Fund kredisi ile kömür
üretimi 1963 yılında 4 milyon 153 bin ton, 1966; 4 milyon 880 bin ton ve rekor
kırarak1967 yılında 5 milyon 31 ton olur.
1968-77
yılları arası üretim, ortalama 4 milyon 700 bin ton standardında sürer. 1969-74 yıllarında kullanılan 21.5 milyon
dolar Aid İnternational Development kredisi ve Ülkedeki istikrarlı yönetim
Taşkömürü Kurumunda da kendini gösterir. 1960 yılında 54.026 olan Zonguldak
ilinin nüfusu 1975 yılında 80.387 ye ulaşır. Zonguldak, Türkiye’nin dört bir
yanından göç alır.
1978
yılında başlayan siyasi istikrarsızlık, 1980 de sendikal hakların sınırlanması
ve sonrasında çalışan sayısının azalmasıyla 1983 üretimi 3 milyon 540 bine
geriler.
Kurumda
1954 yılında 30 bini, 1975’de 40 bini aşan işçi sayısı 1979’da 43 bin 594’e
ulaşır.1983 yılında 38.650 iner. Sonrasında değişen politikalarla daha hızlı
bir geriye gidiş başlar.
Sonuç olarak; Osmanlı
İmparatorluğunun güçsüz döneminde ve özellikle dağılma sürecinde tüm gelişmiş
ülkelerin talanına uğrayan Zonguldak maden ocakları, Birinci Dünya savaşı
sırasında da öncelikli hedef olunca, ülkesini seven ve bağımsızlık mücadelesi
içinde olan herkesin dikkatini çekmiş, maden ocaklarına sahip çıkmak öncelikli
bir duruma gelmiştir.
Koklaşabilme özelliğiyle demir-çelik sanayiinin ve yüksek
kalorisiyle diğer sanayinin ve enerji sektörünün vazgeçilmez ürünü olan
taşkömürü, sadece Zonguldak yöresinde bulunması nedeniyle dünyada bu ilgiyi
görmüştür.
Kurtuluş
Savaşı sonrasında, TBMM açıldığı andan itibaren ve Cumhuriyet ilan edilmeden;
iktidar olabilmenin, devleti kurabilmenin hesabını yapan yeni kadrolar,
yüzlerini Zonguldak’ a dönmüşler ve maden işçilerine, yöre insanına sahip
çıkmışlardır.
1935’lere gelindiğinde daha ciddi atılımlar içine giren
genç Türkiye Cumhuriyeti, devlet adına şirketler kurmakla işin yürüyemeyeceğini
görünce, sanayiinin geleceği için kesin çözümü, 1940 yılında bütün kömür
havzasını devletleştirmekte bulmuştur.
Bu noktadan itibaren Zonguldak maden ocakları, devlet
eliyle doğrudan doğruya bütün Türkiye’ye kaynak aktarmaya başlamıştır.
Zonguldak’tan
Türkiye’ye Kaynak Transferi
Zonguldak Kömür Havzası’nın en büyük şirketi olan,
Fransızların Ereğli Şirketi’nin 1937 yılında devletleştirilmesiyle, maden
ocaklarından yapılan kaynak transferi devlet tarafından kontrol altına alınır.
Dışa
kapalı genç Türkiye Cumhuriyeti, kendi yağıyla kavrulmanın hesabını
yapmaktadır. Gelişme için sanayinin önemini bilen kadrolar, tarıma dayalı köylü
toplumundan, çağdaş medeniyete giden yolun sadece kömür üretimini artırmaktan
geçmediğini ve üretimi artırmanın ötesinde kendi doğal kaynaklarını en etkin
biçimde kullanmanın önemini görmüşlerdir.
Ülkemizde sadece Zonguldak’ta üretilen taşkömürü,
koklaşabilir özelliği ile demir-çelik sektörünün vazgeçilmez bir girdisidir.
Tüm dünya ve Türkiye’de, o yılların en önemli sektörü demir-çelik sektörüdür.
Türkiye
Cumhuriyeti önemli bir adım atar, Zonguldak il sınırları içinde ve stratejik
bir nokta olarak tespit edilen Karabük’te, 1937 yılında demir-çelik fabrikası
kurulur. Köprü, demir yolları ve inşaatlarda kullanılan demir-çelik üretimine
başlanır.
Çatalağzı Termik Elektrik Santralı’nın (ÇATES) 1948
yılında bölgeye kurulmasıyla, maden ocaklarıyla enerji sektörü arasında
doğrudan ilişki kurulur.
1960 yılına gelindiğinde Türkiye ekonomisi ve sanayii
belirli bir mesafe katetmiştir. Bu kez yine Zonguldak il sınırları içinde
bulunan Ereğli bölgesine, ikinci bir demir-çelik fabrikası kurulur. Daha ileri
teknoloji sahibi olan bu fabrikada, yassı mamul üretimine geçilir. Yerli
otodan, beyaz eşyaya her alanda kullanılabilen demir-çelik ürünüyle, bukez
sadece kamu ile değil özel sektörle de doğrudan ilişki kurulur.
1963-64 ve 1967-1969 yıllarındaki kar-zarar tablolarında
küçük de olsa kar görünen Taşkömürü Kurumu, genel anlamda 1940-1983 yılları
arasında tamamen kamu yararına hizmet etmiştir.
Türkiye
Taşkömürü Kurumu İstatistik Yıllıklarına bakıldığında; 1946-1957 yılları
arasında sabit döviz kuruyla, ortalama satış fiyatı 18 dolardan 29 dolara kadar
yükselmiştir ve kurum her yıl zarardadır.
1958
yılında 24 dolar olan kömürün ortalama satış fiyatı, devalüasyon sonucu 1959
yılında 11 dolara düşer ve 1968 yılına kadar bu fiyat sürer. Aynı yıl 18
dolara, 1969 yılında 20 dolara çıkar.70-71 devalüasyonlarıyla satış fiyatı 16
dolarda kalır. Bu yıldan sonra yapılan küçük artışlarla 1977 yılında ortalama
satış fiyatı 25 dolara çıkartılır.
1946-1977
yılları arasında, ortalama 19 dolar fiyatla taşkömürü satılır. Küçük
miktarlarla da olsa, 32 yıllık süreçte sadece 4 yıl kar görünür. Dünya için önemi bilinen bu süreçte, taşkömürüne
19 dolar fiyat verilmiştir. Kurum sürekli zarar etmiş ya da ettirilmiştir.
Vazgeçilmez
bir ürün olan taşkömürünün fiyatı, kapitalizmin evrensel kuralı olan arz ve
talebe göre belirlenmemiş ve Türkiye’de tekel olan Taşkömürü Kurumu, bu
avantajını hiç kullanmamıştır.
1980’li
yıllara kadar sürdürülen ithal ikameci politikalar doğrultusunda, ülkedeki
üretim sektörünü geliştirmek için özel sektöre olanaklar sağlanmış ve Taşkömürü
Kurumu, Demir-Çelik fabrikaları gibi enerji sektöründen de bu kesime, ucuz
fiyatlarla kaynak transferi yapılmıştır. KİT’lerden beslenen, otomobil ve beyaz
eşya başta olmak üzere inşaat sektörü ve diğer sektörler gümrük duvarlarıyla
korunmuş, dünyada örneği görülmeyen karlara ulaşmışlardır.
1940
yılında 98.6 dolar olan kişi başına Milli Gelir, 1945 yılında 225.4 dolar, 1955
yılında 286.2 dolar, 1960 yılında 358.6 dolar ve 1976 yılında 1020.2 dolar
olmuştur.
Bu süreçte, Türkiye ekonomisini büyüten ve geliştiren en
önemli merkezlerden birisi Zonguldak’tır. Maden ocaklarında üretilen kömür,
maliyet hesabıyla, yada dünya kömür fiyatlarına göre satılmamıştır.
Madencilik Mesleği
Osmanlı imparatorluğu döneminde 1848 sonrası, Zonguldak
yöresinden Galata Sarrafları ile başlayan kömür ticaretine, kurtuluş savaşı
dönemine kadar pek çok ülke doğrudan girmiştir.......
Fransız,Alman,İtalyan,
Belçikalı şirketlerin baskı ve zulmünü yaşayan yöre insanı, onların getirdiği
teknik elemanlardan da işçiliği öğrenir, sosyal yaşamı görür.
Yabancı baskısını yaşayan maden işçileri Cumhuriyetle
birlikte farklı beklentiler içine girer. Özellikle 1940 yılında yapılan
devletleştirme sonrası ikinci kez getirilen zorunlu çalışma ve 1940-48
arasındaki baskıcı uygulamalar, maden işçilerinin ve yöre insanının Hükümeti ve
devleti sorgulamasına neden olur.
İşçilik
kavramının henüz ülkemizde bilinmediği ve emperyalizmin tanınmadığı bir
süreçte, baskıyı, yoksulluğu, sefaleti yaşayan ve sömürüyü gören yöre insanı,
zaman zaman kendiliğinden gelişen tepkilerle ve büyük bedeller ödeyerek, önce
ulusal bilince, sonra sınıf bilincine ulaşmıştır.
Yöre
insanı başlangıçta istemeyerek de olsa zaman içinde madenciliği benimsemiş ve
onu atalarından gelen bir kader olarak kabullenmiştir. Bu uzun tarihsel süreçte
Zonguldak’ta, madenci şehidi olmayan aile kalmamıştır.
1980 Sonrası Türkiye
24 Ocak 1980 ekonomik kararları ve sonrasında 12 Eylül
1980 Askeri darbesiyle yeni bir sürece giren Türkiye’de, Taşkömürleri Kurumu ve
Zonguldak için de yeni bir süreç başlar.
İthal ikameci politikalar tıkanmış; ihracatı hedef
almayan ekonomi, zorunlu ithalat yapacak dövizi bulamaz duruma düşmüştür.
Büyüme oranı sıfırın altına inerken, enflasyon yüzde yüzlere ulaşmıştır.
Kaliteyi, teknolojiyi, verimliliği önemsemeden ve
KİT’lerden sağlanan ucuz girdilerle üretim yapan; gümrüklerle korunup, istediği
fiyatlarla iç piyasaya yapılan satışlardan, çok kolay paralar kazanan özel
sektör de, kendi için gerekli dövizi bulamaz olmuştur. Sırtını dayadığı kamu
ekonomisi, dolayısıyla devlet tıkanmıştır. Devlet, borç bulamaz, borçlarını
ödeyemez duruma gelmiştir.
Bu noktada uluslar arası finans kuruluşları IMF ve Dünya
Bankası devreye girer. Türkiye’ye yeni politikalar önerilir. Öncelikli hedef
ihracattır. Yani döviz kazanmak gerekmektedir. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı
Turgut Özal, yeni politikayı “Türkiye’nin dış dünya ile entegrasyonu” olarak
özetler.
1980 Türkiye’sindeki ekonomik yapının, dünya tekelleriyle
rekabet edebilecek durumda olmadığı bilinmektedir. Amaç, yeni politikanın
getirdiği gümrük serbestisi ile Türkiye’yi “Açık Pazar” haline dönüştürmektir.
Yabancılar karşısında, ayakta kalabilen yerli şirketler kalacak, uyum
sağlayamayanlar, rekabete dayanamayanlar batacaktır. Devlet yeni krediler
bulacak yada bulanlara kefil olacak ve uyum sürecine katkı verecektir.
Fedakarlığın, yine “Kamuya ve Halkımıza” düşeceği bilindiği için demokrasi
askıya alınmıştır.
Zonguldak’ın talihsizliği bunun da ötesindedir.
Türkiye’ye dayatılan ekonomik politikalarda, demir-çelik, petro-kimya gibi
ekonominin temel direği olan sektörlere yatırımlarından uzak durulması istenir.
Yani, maden ocaklarına, yatırıma kaynak yoktur. Taşkömürü ve demir-çelik
fabrikalarıyla, Zonguldak hedeftir. Türkiye’yi Türkiye yapan, sanayi atılımının
merkezi Zonguldak tasfiye edilecektir.1937’de kurulan Kardemir, 1960
teknolojisiyle Türkiye’yi Avrupa’ya
muhtaç etmeyen Erdemir; 1951 de kurulan Avrupa Kömür ve Demir-Çelik
Birliğinin ve diğer emperyalist ülkelerin uluslararası şirketlerinin hedefidir.
Türkiye üretmemeli, satın almalıdır. Borç batağına girmeli ve başka tavizler de
verebilmelidir.
1980 Sonrası TTK
Uzun yıllar, ucuz kömür satışı ile ülke sanayisine kaynak
aktarılan TTK’nın, satış politikalarındaki ilk ciddi değişiklik 1978 yılında
görülür. Kömürün ortalama satış fiyatı 25 dolardan 51 dolara yükselir ve o yıl
kurum zarar etmez. Ama kar amacı da yoktur.
1980’de askıya alınan sendikal haklar nedeniyle işçi
ücretlerinin düşük kalması ve madencilik sektörünün emek-yoğun bir sektör
olması nedeniyle kar-zarar tabloları değişir. 1980 yılında rekor bir fiyatla,
77 dolara kömür satarak zarardan kurtulan TTK, 1981’de 73, 1982’de 72 dolarlık
ortalama satışlarla durumu idare eder.
1983 yılına gelindiğinde yeni dönemin ekonomik
politikaları belirginleşmeye başlar. Her kurum kendi yağıyla kavrulacaktır.
Dünyadaki gelişmelere ayak uyduracaktır. Fiyat belirlenirken dünya
izlenecektir. İthalat ile fiyatların kontrol altına alınacağı açıklanır.
TTK uzun yıllar sonra 1983 yılında, 64 dolar ortalama
satış fiyatıyla yaklaşık 25 milyon dolar kara geçer. 1984 yılında 52 dolara
düşen satış ortalamasıyla 21 milyon dolar, 1985 yılında 50 dolara düşen satış
ortalamasıyla yine 21 milyon dolar kar edilir.
1986 yılında 44 dolara düşen ortalama satış fiyatıyla 68
milyon dolar zarara geçilir. İşçilik giderlerinde yaklaşık 16 milyon dolar
azalma olmasına rağmen zarara düşülmüştür. Yeni
dönemin ekonomik politikalarının bedelini KİT’ler ödemeye başlar. Daha öncede
ifade edildiği gibi dünyaya entegrasyon sürecinin motor gücü olarak gösterilen
özel sektöre her türlü destek verilecektir. Devlet olanakları ve uluslararası
krediler bu amaçla kullanılırken, devletin kendisinin ekonomiden çekilmesi de
asıl amaçtır. Ekonominin temel direği olan büyük kuruluşların devletin elinde
olması, uluslararası kuruluşların rekabetine direnebilmesi ve onların
pazarlarını daraltması istenmemektedir. Bu sektörler daha işin başında altı
çizilerek belirtilmiştir. Onlar tasfiye edilebilirse, Türkiye’den, siyaseten
başka taleplerde bulunabileceklerdir.
1987-88 yıllarında ortalama satış fiyatı 41 dolara
indirilince, zarar sırasıyla 90 ve 110 milyon dolara çıkar.
1989 yılı zararı, 59 dolarlık satış ortalamasına rağmen
162 milyon dolara ulaşır.
Giderleri
artıran önemli bir yenilik de “Sosyal Yardım Zammı” ödemesidir. Bakanlar Kurulu
Kararıyla 20.6.1987 tarih 3395 sayalı yasayla tüm KİT’lere ek bir yük
getirilmiştir. KİT’lerden emekli olan işçilere bu paranın ödenmesi için yasal
düzenleme yapılır. Özel sektör adına Sosyal Güvenlik Kuruluşunun yaptığı bu
ödemeyi KİT’ler kendileri yapacaktır. KİT’ler, emekli olan işçisine ölünceye
kadar bu parayı ödeyecektir. Çalışırken sigorta primini ödeyen KİT’ler, işçisi
emekli olunca da, ödeme yapmaya mecbur edilirler.
Bu
uygulama 1989 yılında hemen TTK’nın kar-zarar tablosuna yansır. Çünkü finansman
gideri 73 milyon doları geçmiştir. Açık vermeye başlayan kurum özel bankalardan
yüksek faizle kredi kullanmaya başlamıştır. Artık faizler kartopu gibi büyümeye
devam edecektir.
YIL FİNANS GİDERİ ZARAR ORT.SATIŞ
1990 125
milyon dolar 296 M.Dolar 71 dolar
1991 170 “ “ 512 “ 50 “
1992 180 “ “ 561 “ 41 “
1993 223 “ “ 670 “ 43 “
1994 315 “ “ 515 “
38 “
1995 265 “ “ 443 “ 41 “
1990 yılında yükselen sendikal mücadele ile maden
işçileri artık fedakarlık yapacak durumda olmadıklarını, insanca yaşamak
istediklerini haykırarak greve çıkarlar. Kömürün ülkemiz için
önemini,Türkiye’ye oynanan oyunu ve Kurumun nasıl batırılmak istendiğini tüm
kamuoyuna anlatırlar. Ve bütün dünyaya örnek olan grev ile 4-8 Ocak 1991 Zonguldak-Ankara yürüyüşü
gerçekleşir.
Büyük bir prestij kaybeden ve ülke genelinde kolayca uygulayabileceklerini
düşündükleri KİT programı bozulan siyasi iktidar, ilk adımı attığı
Zonguldak’tan bu tepkiyi alınca, KİT’leri açmaza sokmak için daha ince bir
politika uygulamaya başlar.
1991 yılında, sözleşme sonrası işçilik maliyetleri
artmasına rağmen, bir önceki yıl 71 dolar olan ortalama satış fiyatı 50 dolara
çekilir. Açık artar. Yüksek faizlerle kredi kullanılır. 170 milyon dolarlık
finans giderinin 110 milyon doları, faiz ve komisyon gideridir. Kalan kısmı da
yeni emekli işçilerin kıdem tazminatları ve eski emekli işçilerin Sosyal Yardım
Zammı ödemeleridir.
1990 sonrasında işçi ve memur gideri artıp, malzeme
giderleri azalırken, Kurum zararını 160 milyon dolardan 670 milyon dolara
yükselten asıl etkenlerin başında satış politikası gelir. TTK’nın nasıl gözden
düşürülmek, küçültülmek ve kapatılmak istendiği 1990 sonrasında daha açık
görülmektedir. 1990 yılında 71 dolar olan ortalama satış fiyatı, 1991 yılında
50 dolara ve 1992 yılında 41 dolara çekilerek TTK’nın idam fermanı imzalanır.
1993
yılında 43 dolarlık ortalama satış fiyatıyla 670 milyon dolar zarara ulaşılır.
Aynı yıl Sosyal Yardım Zammı 78 milyon dolar, gecikme faizleri 62 milyon dolar,
yeni emekli olan işçilerin kıdem tazminatları 76 milyon dolar, toplam finans
gideri 223 milyon dolardır. TTK ekonomik anlamda dibe oturmuştur.
TTK ve Strateji Tartışması
Ülkemizde
sadece Zonguldak’ta bulunan taşkömürü, koklaşabilme özelliği nedeniyle
demir-çelik sanayimizin bağımsızlığımızın teminatı olduğu için stratejik bir
üründür. Eğer bağımsızlık kavramına karşı olursanız söylenecek bir şey yoktur.
O zaman ocakları kapatıp, koklaşabilir kömürü dışarıdan alabilirsiniz. Yada
demir-çelik fabrikalarımızı da kapatıp ithalat yapabilirsiniz.
Kapatılan
bir maden ocağının yeniden açılmasının yıllar alacağını ve büyük miktarlarda
paralar gerektireceğini bilirseniz, eğer tarihinize bakar yada başka ülkelerin
üretim ve maliyet rakamlarını incelerseniz, daha da önemlisi bağımsızlık ve
ulusal kimlik kavramlarını kabul ederseniz, uluslararası ilişkilerde pazarlık
gücümüz olmalı ve ticareti dengeli yapabilmeliyiz derseniz, bugünkü dünya
dengelerinin değişebileceğini düşünürseniz, o zaman kendi doğal kaynağınıza,
hele hele sınırlı olan doğal kaynağımıza daha dikkatli bakacaksınız.
1990
yılından sonra dünyaya hızla yayılan, küreselleşme ve globalleşme
politikalarının yansıması, Türkiye’de, Zonguldak ve TTK’da da kendini
göstermiştir. Taşkömürü nedeniyle Zonguldak bölgemize kurulan, Karabük ve
Ereğli Demir-Çelik Fabrikaları bu noktadan itibaren, tıpkı diğer kurumlarda olduğu
gibi ithalata ağırlık verirler.
1989
yılında üretimin % 54’ünü, 1990 yılında % 52’sini, Kardemir ve Erdemir
Fabrikalarına, 71 ve 87 dolara satan TTK, aynı yıllarda Çatalağzı Termik
Elektrik Santralına (ÇATES) üretiminin % 13’nü 26 dolardan vermektedir.
Demir-Çelik
Fabrikalarına verilen kömür sadece Zonguldak’ta bulunurken, ÇATES’e verilen
kalitesiz kömürü, eğer Zonguldak yeterince üretemezse Türkiye’nin başka
bölgelerinden de temin etmek mümkündür.
TTK’nın ÇATES dışındaki diğer sektörlere yaptığı satış fiyatı da
yüksektir.
Zararın
patlama gösterdiği 1991 yılına gelindiğinde her iki demir-çelik fabrikasına
satılan kömürün fiyatı 60 dolara düşürülür ve miktarı da azaltılır. (Toplam
satışın % 32’si-850 bin ton) Bunun yanında
ÇATES’e 27 dolara satılan kömürün miktarı artırılır. (Toplam satışın %
30’u-777 bin ton). Doğal olarak, Demir-Çelik Fabrikaları biraz daha fazla kömür
ithal ederler. TTK’nın zararı ilk rekorunu kırarken, Türkiye’de ithalatla döviz
kaybeder. Sonraki yıllarda bu tablo
daha da bozulur. 1993 yılında, 55 dolara üretiminin % 26’sını Demir-Çelik Fabrikalarına satan TTK, üretimin % 46’sını
25 dolara ÇATES’e satar.
Satış
politikası ters döndükçe TTK’nın zararı rekor kırmaya devam eder. 1993 yılı
zararı, 223 milyon doları finans gideri olmak üzere 670 milyon doları bulur.
TTK
göz göre göre batırılmaktadır. Aynı Bakanlığa, yani Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığına bağlı olan ÇATES’e ucuz fiyatla kömür satılarak TTK’dan kaynak
transferi yapılır. TTK ise açığını özel bankalardan yüksek faizlerle kullandığı
kredilerle kapatmaktadır.
Sabotaj
bununla da kalmaz. Demir-Çelik Fabrikalarının ve ÇATES’in artan ihtiyacını
karşılamak üzere, yatırım yaparak üretimi ve kaliteyi artırmak yerine, TTK’daki
işçi sayısı azaltılır. 1989’da 35.492 olan işçi sayısı 1993’de 28.429’a
indirilir. İşçi sayısını düşürerek zararı azaltacaklarını ve TTK’nın durumunu
düzelteceklerini savunurlar. Kalitesiz kömür satışının artmasıyla, yükselmiş
görülen satılabilir ürün rakamlarını verimlilik artışı diye gösterip, işçi
çıkartılmasını meşrulaştırmaya çalışan dönemin siyasi kadroları, TTK’nın ve
Türkiye’nin ekonomik krize sürüklenmesini hızlandırmışlardır.
5 Nisan Kararları
Türkiye genelinde tüm KİT’lerde uygulanan batırma politikaları
belirli bir noktaya gelmiş, kamuoyunda KİT’lerin gözden düşürüldüğüne
inanılarak, yeni Başbakanın rüzgarıyla, son aşama olan satma, kapatma süreci
başlatılmıştır.
Zonguldak
açık hedeftir. 5 Nisan 1994 Kararlarında; Amasra Müessesesi ve Armutçuk
Müessesesi’nin özelleştirilmesi, özelleştirilemezse kapatılması. Karabük
Demir-Çelik Fabrikası’nın özelleştirilmesi, özelleştirilemezse kapatılması.
Ereğli Demir-Çelik Fabrikası’nın özelleştirilmesi. TTK’nın bütün üretim
bölgelerine malzeme üreten Maden Makineleri Fabrikası’nın da özelleştirilmesi
veya kapatılması istenir.
Bu arada Kozlu Müessesesi için de kapatmanın düşünüldüğü
ancak grizu faciası sonrası içerde şehitler bulunduğundan, tepki almamak için
vazgeçildiği öğrenilir.
Zonguldak’ta, bu kararlar açıklanmadan önce TTK’da,
zararı azaltma savunmasıyla, verimsiz olduğu iddia edilen bazı ocaklar
kapatılmıştı. Ocak kapatma uygulamaları Dilaver ve Çaydamar İşletmelerinin
kapatılması aşamasına geldiğinde, bu uygulamanın art niyetli olduğu ve
buralarda kömür bulunduğu tartışmaları başlamıştı. Nitekim kısa bir süre sonra
Dilaver İşletmesi’nin özel sektöre kiralanması sonrasında 5 Nisan Kararları’nın
açıklanması, tüm yöre insanın kaygılanmasına neden olur.
İl Temsilciler Kurulu
Hükümetin henüz 5 Nisan Kararları açıklanmadan önce
yaptığı çalışmalar Zonguldak’ ta duyulmuştur. Genel Maden İşçileri Sendikası
öncülüğünde bir araya gelen tüm işçi ve memur sendikaları, meslek odaları
düzenledikleri toplantıda hükümeti uyarırlar....
....Demokratik
Kitle Örgütlerine siyasi partiler, Belediye Başkanları, Muhtarlar da destek
verir.
Tepkileri daha organize olarak ortaya koyabilmek için
Zonguldak Demokrasi Platformu oluşturulur. Demokrasi Platformu 9 Nisan 1994
günü, “Ocakların Kapatılması ve
Özelleştirmeye Hayır” Mitinginin yapılması kararını alır....
...Mitinge
Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur Sendikaları ve Siyasi Partiler de destek verir.
Karabük ve Bartın da Mitingler yapılır.
Hükümetin ısrarlı davranışları üzerine Zonguldak ve
Bartın illerinde; Belediyelerden-Muhtarlara, Sendikalardan-Meslek Odalarına
seçimle görev almış olan herkesin çağrıldığı bir toplantı yapılır. Daha geniş
kapsamlı ve organize karşı çıkış için,
Zonguldak ve Bartın Temsilciler Kurulu oluşturulur. Bu kez; İller,
ilçeler dahil, tüm siyasi kadrolar da yeni oluşumun içindedir.
Bütün yöre Milletvekillerinin katılımıyla Ankara’da bir
toplantı düzenlenerek gelişmeler anlatılır. Zonguldak halkının katılmadığı, tek
yanlı alınan kararların uygulanamayacağı belirtilir.
Temsilciler
Kurulunun oluşturduğu bir heyetle Ankara’daki Siyasi Parti Genel Merkezleri,
Başbakan Yardımcısı ve Başbakan ziyaret edilerek durum anlatılır. Cumhurbaşkanı
ziyaret edilerek gelişmeler hakkında bilgi verilir. İstanbul’a gidilerek yazılı
ve görsel basın ziyaret edilir, raporlar sunulur. 8 Kasım 1994 Karabük, 23
Kasım 1994 Zonguldak mitingleri büyük bir katılımla yapılır. Tüm halkın
katılımıyla yörede hayat durur.
25
Kasım 1994 de, Hükümetin TTK konusunda herhangi bir tasarruf düşüncesi
olmadığı, çalışmanın devam ettiği, Sendika’nın da görüşü alınarak karar
verileceği açıklanır.
5 Nisan Kararlarının uygulanamadığı tek bölge Zonguldak
olmuştur. Kardemir’de daha sonra farklı gelişmeler olmuş, Erdemir’i
özelleştirme programı uzamış ve ocaklar kapatılamamıştır.
TTK’nın Kendiliğinden Kapanması
Politikaları
Hükümet
bu raporda söylenen hiçbir öneriyi ciddiye almaz ve bilinen uygulamalarına
devam eder. Zorunlu emeklilik uygulamasıyla, çalışan işçi sayısı 1994 yılında
23.967’ye geriler. 4.500 işçi emekli edilir. Uyarılara rağmen satış politikasındaki
çarpıklık da sürdürülür. Üretimin %26 ‘sı 57 dolara demir-çelik sektörüne
verilirken bu kez % 54.4’ü 21 dolardan Termik santrale verilir. Ortalama satış
fiyatı son yılların en düşük seviyesi olan 38 dolara geriler. Azalan işçilikle,
Zarar 670 milyon dolardan 515 milyon dolara iner, finans gideri rekor seviyeye
315 milyon dolara ulaşır.
Zonguldak
özelinde, 1990 yılında uygulanamayan IMF ve Dünya Bankası politikaları; taktik
değiştirilerek, yani Kurum’u gözden düşürecek her uygulama hayata geçirilerek,
1994 yılı 5 Nisan Kararlarıyla yeniden gündeme getirilir. Bu kez de büyük bir
tepki görürler ve yine amaçlarına ulaşamazlar.
Bu
noktadan itibaren, Kurum’un kendiliğinden kapanmasına gidecek bir süreci
başlatırlar. Kurum yararına hiçbir amaç güdülmeksizin yapılan emekliliklerle
istihdam dengesi bozulur. Önemli oranlarda, yeraltı üretim işçisi açığı meydana
gelir. Bu kez, dünya madenciliğinde geçerli olan yeraltı-yerüstü işçilik
oranlarını gündeme getirerek, işçi sayısını daha da düşürmek, yerüstü işyerlerini
tasfiye etmek için kamuoyu desteği aranır.
4-5
milyon ton satılabilir kömür üretmek ve ürettiğinin büyük bölümü demir-çelik
fabrikalarına verilen kaliteli ürün olmak üzere tesis edilmiş olan bu büyük
Kurum, kapasitesinin yarısının altında bir oranla çalıştırılarak, göz göre göre
zarara sokulmuştur. Madenci gözüyle ve onların dikkate aldığı açıdan
bakıldığında 1974 yılında 8 milyon 545 bin ton tüvönan kömür üretimiyle rekor
kırabilen bu Kurum 1996 yılında 3 milyon 320 bin ton tüvönan üretir duruma düşürülmüştür.
İnceleme
Kurulu’nun Raporunda, elektrik üretiminde kullanılan buhar kömürlerinin bazı
ülkelerdeki fiyatları 1991 yılı için, ton/dolar olarak şöyledir.
Türkiye-
11.45
Avustralya- 27.26
Portekiz- 47.06
İngiltere- 76.57
A.T- 33.37
OECD Avrupa-80.20
OECD- 44.63
Türkiye’de,
Türkiye Taşkömürleri Kurumu (TTK) ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) aynı
Bakanlığa, yani Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlıdır ve bu fiyat
uygulamasıyla TEK kar ederken TTK zarar ettiği için kapatılmak istenmektedir.
Bu
tablo, 5 Nisan Kararları sürecinde dönemin Bakanına sunulmuş ve satış fiyatının
değiştirilmesi istenmiştir. ÇATES’e verilen kömürün fiyatı 1995 yılında 25
dolar, 1996 yılında 29 dolardır.
İşçi
sayısı 1996 yılında 20.425’e, 1998 yılında 17.496’ya gerilerken ÇATES’e verilen
ürünün oranı, toplam satışın % 58.5’i ve % 73’ü olur. Öncelikle demir-çelik
sektörü için kömür üretilen ve iki tane demir-çelik fabrikasının bu nedenle
bölgeye kurulduğu gözardı edilerek bütün üretim ÇATES’e yönlendirilir. Yani
taşkömürünü stratejik ürün yapan koklaşabilme özelliği yok sayılmaktadır.
Bu
satış politikasıyla gelinen önemli noktalardan birisi de, demir-çelik sektörüne
verilecek kömürü zenginleştiren lavuarların devre dışı bırakılmak istenmesidir.
Özellikle Zonguldak Şehir Merkezi’nde ve Liman kıyısında bulunan Zonguldak
Lavuarı’nın yerine göz koyan rantiyeci çevrelerin desteğiyle, lavuarlama
tekniği tamamen ortadan kaldırılarak önemli bir adım atılmak istenmektedir. Bu
sistem de ortadan kaldırılırsa demir-çelik sektörünün tamamen dışarıya bağımlı
hale gelmesi sağlanacak ve Zonguldak taşkömürünü ayrıcalıklı yapan özelliği
ortadan kalkacaktır.
Sonrasında,
sadece ÇATES’e; 3300 Kalorili ve % 46 küllü ve linyit kömürü eşdeğerinde üretim
yapan TTK, üretim maliyeti açısından linyit işletmeleri ile karşılaştırılabilir
noktaya gelecek ve kapatılması her zaman gündeme getirilebilecektir.
Demir-Çelik Sektörü ve TTK
TTK’nın 1998 yılı içinde demir-çelik sektörüne yaptığı
satışlar ve değişen satış politikasının, Kuruma ve ülkemiz ekonomisine
yansıması şöyledir.
Zonguldak’ta koklaşabilir taşkömürü üretildiği için bu
bölgeye kurulan Kardemir ve Erdemir’in 1998 yılında TTK’dan aldıkları kömürün
toplamı 200 bin ton civarındadır. Yani TTK’nın o yıl yaptığı üretimin yaklaşık
%10’unu almışlardır.
1998 yılında; Kardemir A.Ş, 843 bin 478 ton, Erdemir ise
1 milyon 400 bin ton kömür ithal etmiştir. İki fabrikanın toplam ithalatı 2
milyon 243 bin tondur. TTK’nın toplam üretimi ise 2 milyon 305 bin tondur. Bu
iki fabrika da dahil, Türkiye’nin sadece demir-çelik sektörünün kömür ihtiyacı
5 milyon ton civarında, toplam taşkömürü ihtiyacı ise yaklaşık 10 milyon
tondur.
Kardemir’den yapılan açıklamada 1998 yılı ithalatının;
tonu yaklaşık 67 dolara, 430 bin 303 tonunun ABD’den, ve tonunun yaklaşık
fiyatı 63 dolara, 423 bin 175 tonunun ise Avustralya’dan, yapıldığı
belirtilmiştir. Her iki fabrikanın aynı yıl içinde yaptıkları ithalat için
ödedikleri miktar yaklaşık 145 milyon dolar, TTK’ya ödedikleri ise 12 milyon
dolar civarındadır.
İhtiyaçlarının tamamını TTK’dan karşılayan her iki
fabrikanın geldiği son nokta burasıdır. Demir-çelik sektörünün kömür ihtiyacı
sürekli artarken, TTK’nın üretimi ise gerilemiştir. TTK’nın satış politikasını
ÇATES’e yönlendirmesi ve demir-çelik sektörüne dönük üretim yapmaması, Kurumun
zararını artırırken Türkiye’nin de döviz kaybını artırmıştır. Uluslararası
kömür tekellerinin ve ithalatçıların da karları artmaya devam etmiştir.
Önceki yıllarda, pahalı olduğu için TTK’dan kömür almayan
demir-çelik fabrikaları, fiyatlar düşük kaldığı dönemlerde de Zonguldak
kömürünün istedikleri nitelikte olmadığını savunmaya başlamışlardır. İthal
edilen kömürün kalitesini denetleyecek ciddi bir sistem bulunmadığı gibi bu
fabrikaların yerli kömür tüketmesini sağlayacak hiçbir yönlendirme de
yapılmamıştır. Bu alan her zaman suistimal edilmeye açık bırakılmıştır.
TTK
açısından bakıldığında da ürün kalitesini artıracak bir çalışma içine
girilmemiş ve gönüllü olarak üretim kapasitesi ve kalite düşürülerek ucuz
fiyatla, ÇATES’e satış tercih edilmiştir.
Yıllık
olarak, demir-çelik sektörü için yaklaşık 4-5 milyon ton koklaşabilir taşkömürü
ve diğer sektörler için de yine aynı oranlarda taşkömürü ithal edilerek, 500
milyon dolar civarında bir döviz kaybı söz konusudur. Dünyanın değişen fiyatlarına
göre bu rakamın daha da yükselmesi büyük bir olasılıktır. Çünkü dünya doğal gaz
ve petrol rezervlerinin, kömüre nazaran daha sınırlı olduğu ve geleceğin
kömürden yana olduğu bilinmektedir.
Ülkemiz
açısından dövizin gerçek maliyetini de göz önünde bulundurursak, Zonguldak’ta
bulunan 1.1 milyar tonluk kömür rezervinin nasıl büyük bir anlam ifada ettiği
daha iyi anlaşılacaktır.
1999 Yılında Gelinen Nokta
Özellikle
1990 sonrasında izlenen politikalarla kurumun nasıl bir ekonomik çıkmaza
sokulduğunu ve 5 Nisan Kararları sürecinde istihdam düzeninin nasıl bozulduğunu
gördük. 1999 yılı istatistik rakamları ile Kurumun kendiliğinden kapanması için
oynanan her türlü oyunun ulaştığı noktaya bakalım.
1989 1999
İŞÇİ SAYISI
35.492 16.364
ZARAR 162 milyon D. 391.5 milyon D.
FİNANS GİD. 73
“ 136 “
ORT.SATIŞ 59 Dolar 38 Dolar
TÜVÖNAN ÜRT.6.314 bin ton 2.601 bin ton
ÜRETİM(Satış) 3.039 bin ton 1.961 bin ton
Demir-çelik( “ ) % 54 % 10
ÇATES ( “ ) % 13 % 73
Bu tablo, küçülerek kapanmaya giden rotayı açıkça ortaya
koymaktadır. İşçi sayısı azaltılmış, üretim düşürülmüş ama zarar artmıştır.
Zararın artması ve Kurumun herzaman tartışmaya açık olması için gereken
uygulamalar yapılmıştır.
TTK’ya Sahip Çıkmak
1-
Anlayış değişmeli; Öncelikle devletin bir kömür politikası olmalıdır.
Liberalizm maskesiyle kimse istediği gibi davranamamalı, genel hatlarıyla
işleyen bir sistem kurulmalıdır. Ulusal kaynaklarımız en verimli şekilde
değerlendirilmeli, mevcut düzeni verimli hale getirebilmenin yolları
aranmalıdır. Dışarıda daha ucuz diyerek mevcut durumu daha da bozacak
davranışlardan uzak durulmalıdır. Elbette ki işin ekonomik yanı olmalı ve ne
pahasına olursa olsun yerli üretim mantığı yerine, ne kadar üretmeli de
tartışılmalıdır.
2-
Yer altı maden işletmeciliğinin; “Bugün dışarıda kömür ucuz, buraları
kapatalım. Sonra gerekirse yeniden açarız” mantığıyla yapılamayacağı bilinmeli
ve ocakların mutlaka açık tutulması gerektiği kabul edilmelidir.
3-
Ülkemizde sadece Zonguldak bölgesinde bulanan ve koklaşabilme özelliğiyle
demir-çelik sektörünün, yüksek kalorisi ile diğer sektörlerin vazgeçemeyeceği
bir ürün olan taşkömürünün; ülkemizin geleceği açısından stratejik bir değeri
olduğu kabul edilmelidir.
4-
Jeolojik yapısı çok farklı olan, az sayıda ülke dışında, yer altı maden
işletmeciğinin yüksek maliyetli bir iş olduğu ve devlet desteğiyle yapıldığı,
buna rağmen ocakların açık tutulduğu bilinmelidir.
5-
TTK’nın verimli bir duruma getirilmesi için, ciddi bir işletmecilik mantığıyla
işletilmesi ve mutlaka siyasi müdahalelerin dışına çıkartılması şarttır. TTK en
kısa sürede özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır.
6-
Üretim politikası, taşkömürünün özelliği göz önünde bulundurulup, demir-çelik
sektörü hedef alınarak belirlenmelidir. Yıllık 4-5 milyon ton koklaşabilir
taşkömürü ihtiyacı olan demir-çelik sektörünün ihtiyacını, mümkün olduğunca
Zonguldak’tan karşılamanın hesabı yapılmalıdır.
7-
Öncelikle bölgede bulunan Kardemir ve Erdemir fabrikalarının ihtiyacının
Zonguldak’tan karşılanması hedeflenmeli, bölgede bulanan ÇATES’in ihtiyacını
karşılayacak düşük kaliteli kömür ile birlikte yeni bir üretim programı
çıkartılmalıdır. Mevcut kapasitesi bölgenin ihtiyacını karşılayabilecek durumda
olan TTK’ya zorunlu yatırımlar yapılmalı ve buna göre yeni işçi alınmalıdır.
Mutlaka verimlilik artırılmalıdır.
8-
Satış politikasının dışında, bugünkü olumsuz tabloyu yaratan etkenlerden olan,
geçmiş dönemin yüksek faizli kredilerinden gelen finansman borçları
kaldırılmalı ve TTK’nın kendi gerçeği ortaya çıkartılmalıdır.
391.5
milyon dolar olan 1999 yılı zararının % 28.3’ü yani 136 milyon doları finansman
gideridir. Finansman dökümünde şu kalemler dikkati çekiyor.
Sosyal
Yardım Zammı: 3.935 trilyon
lira
Sosyal
Yardım Gecikme Zammı: 7.742 “ “
Tasarruf
Teşvik F. Gecik. Zammı: 4.784 “ “
Diğer
giderler: 8.782
“ “
Toplam: 42.923 trilyon lira (115
milyon dolar)
Bunun
üzerine, o yıl emekli olan ve re’sen emekli edilen işçilere ödenen 16 milyon
dolarlık kıdem tazminatını da koyarsak 131 milyon dolarlık bir ek gider vardır.
9-
Kömür satış ve pazarlama politikası oluşturulmalı, dünya fiyatları ve iç
piyasadaki fiyatlar izlenmeli, fiyat belirlemede etkin olunmalıdır.23 Şubat
2000 tarih 23973 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikle, Maden Kanun
Uygulanmasına dair Yönetmeliğin değişik 51. Maddesine 3 fıkra eklenerek, ithal
edilen tüm maden ürünlerine % 10 Fon uygulanırken, ülkemizde sadece TTK
tarafından üretilen metalurjik özellikte koklaşabilir taşkömürüne uygulanan fon
sıfırdır. Tüm maden ürünlerinde olduğu gibi taşkömürü ithaline de fon
uygulanmalıdır. Diğer ülkelerin ihracat desteği yarattığı durumlarda tek
üretici olan TTK’ nın zarar görmesi engellenmelidir.
10-
Yeraltı-yerüstü hizmetleri, bir zincirin halkaları olarak değerlendirilmeli ve
en uyumlu çalışmayı sağlayacak koordinasyon kurularak, kalifiye elamanlardan ve
mevcut kapasiteden faydalanılmalıdır. Mal ve hizmet alımını dışarıdan yapmak
yerine dışarıya iş üretmenin olanakları yaratılmalı ve ekonomik katkı
sağlanmalıdır. Aksi uygulamanın zararı artırıcı olduğunu zaman göstermiştir.
11-
Armutçuk ve Amasra Bölgelerine düşünülen termik santraller kurulmalı, buralarda
üretimi artırmaya müsait olan mevcut kapasiteden faydalanılmalıdır.
UMUT IŞIĞI
1999
yılı sonunda TTK’da, ülke genelinde izlenen KİT politikalarının dışında bir
gelişme oldu. Tüm KİT’lerde olduğu gibi TTK’da da zorunlu emekliliklerle işçi sayısı
sürekli düşürülürken bukez sadece TTK’ya, yer altı üretim işçiliğinde
çalıştırılmak üzere 4012 yeni işçi alınması kararı alındı. İşyerinin düzenine,
iş ilişkilerine ve mesleğine bakılmaksızın, sadece işçi sayısını azaltmak,
kurumun küçülmesini sağlamak amacıyla yapılan zorunlu emekliliklerle, TTK’nın
istihdam düzeni tamamen bozulmuş ve üretim tıkanma noktasına gelmişti.
Özellikle
1999 yılı Toplu iş Sözleşmesi görüşmeleri sürecinde, TTK’nın içinde bulunduğu
durum, başta Başbakan Sayın Bülent Ecevit olmak üzere tüm siyasi kadrolara ve
ilgililere anlatılır. Özel bir uygulamayla işçi alınması sağlanır.
4012
yeni işçi 2000 yılı başından itibaren Kuruma alınmaya başlanır. Ancak alım,
gruplar halinde yapılır ve eğitimden geçirilerek ocaklara inerler. 4012 kişinin
işe başlaması ve uyum süreci 2000 yılının son aylarına kadar uzanır.
Yeni
işçilerle yer altı-yerüstü uyumu sağlanır ve üretim işçisi sayısındaki artış
yıl sonunda istatistiklere yansır. 2000 yılı rakamları kesinlik kazanmasa da
zararın 21 milyon dolar azaldığı, Genel Müdür tarafından açıklanır.
Yeni
işçiler işbaşı yapmaya başladığı andan itibaren, üretim ve verimlilik artışı
gözlenir. Tüm işçilerin işbaşı yaptığı ve üretim sürecine uyum sağladığı, 2000
yılının son aylarındaki istatistik rakamları, 2001 yılının daha iyi olacağını
göstermiştir.
Sadece
ÇATES’in ihtiyacını karşılamak yerine Demir-Çelik Sektörüne ve diğer sanayi
için de satış yapmanın hesabı yapılmalı ve Kurum üretim programını
yükseltmelidir. Bu durumda ortalama satış fiyatı da yükselecektir. Bunlar
yapılması zor olan ve Kuruma yük getiren şeyler değildir. Önemli olan anlayış
değişikliğidir.
İşçi
sayısı azalırsa zarar azalır diyenlerin haksız çıktığı ve zararın arttığı
görülmüştür. Üretim işçisi alınmalı diyen, başta Sendikanın ve meslek odalarının
doğru söylediği anlaşılmıştır.
Kurumun
zararı azalırken 4012 insan iş bulmuş ve üretimin artmasıyla da ülke
ekonomisine kazanç sağlanmıştır. İşsizlikle bunalan yöre halkı ise küçükte olsa
bir nefes almıştır. Şimdi yapılması gereken şey, bir adım daha atmak ve yeni
işçi alarak, öncelikle Kardemir ve Erdemir’e de önemli oranlarda satış
yapmaktır.
Kurumun
zararının azalmasından ve yeniden toparlanma sürecine girmesinden rahatsız
olanlara fırsat verilmemeli ve bu doğrultuda yeni adımlar atılmalıdır. Türkiye’nin
ve Zonguldak’ın TTK’ya ihtiyacı vardır.
TTK’daki son gelişmeler
aslında ülke genelindeki KİT’lerin geldiği noktayı göstermektedir. Eğer sahip
çıkılırsa olumlu gelişmelerin olacağı açıkça görülmüştür. KİT’lere karşı ön
yargılı ve kasıtlı yaklaşımlardan vazgeçilmeli, kişisel çıkar hesapları
yapanlar engellenerek, ülke ekonomisi ve Türkiye’nin geleceği düşünülmelidir.